Pek bir sakinim bu sıralar, kafamın içi hariç oldukça sakin.. UFAK bir sendeledim ama dönücem dedi kafam, olur dedim kabullendim.. isyan ettiğim noktaları da oldu, içimdeki ses pek oralı olmasa da.

İnsan psikolojisi başlığı altındaki safsatalara göz atarken buluyorum bazen kendimi, kimi zaman bir şarkıyı köklerine ayırana kadar dinliyorum, uzun uzun filmler izlediğim de oldu.. kısa kısa uzaklara baktığımda.. hiç biri bugün zaman makinesi olan bir çift göze teğet geçemez.

Tek sermayemin hayal olduğunu kabul edecek olursam eğer, ben bu düşüncenin neresindeydim.. hangi eksene koysam bir taraf hep beni dışarı itiyor. Onu olduğu gibi kabul edip, sadece insanlığını hissettiğini, gerçek deriniliğini hissettiğini belirtmek yanlış bir anlaşılmaya sebep olacak gibi. Ama saf dürüstlüğümün ağır bastığı anlara gelmesiyle aklımdakiler ses tellerime komutu çoktan vermişti. Ya ben çok hümanist bakıyordum ya da gerçekten saf insanlığı karşımda görüyordum. Çok alakasız bir anda şu soru belirdi ortamda ‘İnsanlar karşısındakine sana çok derin hisler besliyorum dediğinde neden akla ilk gelen aşk, cinsellik, vb şeyler.. neden gerçekten saf insanlığını sevebileceği gelmez ki bu ön yargı niçin var..’ sorunun haklılığı sessizce uzaklaşmış, bizde kısa bir süre sonra farklı yönlere yol almıştık zaten. Artık dünya saaati ile sizden bir kaç dakika gerideyim, gördüklerim denk geldiklerim zamanı kısa bir süre dondurdu benim için. Memnuniyetle geriden gelebilirim, boş düşüncelerinize anlık tanıklık etmesem de olur.
Kader propagandası yapmaya gerek yok ama sesli düşündüğüm anlarda hiç bu kadar yüzümün kızaracağını düşünmezdim.

Sonuç, Ben artık anlaşılamamaktan çok yoruldum.. Gerek gördüğüm kadar kalabalık, aradığım kadar yalnızım..

Tahmini GAME OVER yazsını görmeden, silkelenmiş, borulardan geçmiş, bayrak direğine koşuyor olurum.